Ceylin Petrikor

7. BÖLÜM : SEYİRCİ ETKİSİ

Bölüm 7 / 22

7. BÖLÜM : SEYİRCİ ETKİSİ

Seyirci Etkisi mantığına göre, bir suça tanıklık edildiğinde çevredeki insan sayısı ne kadar artarsa müdahale etme içgüdüsü o kadar azalır. Çünkü zaten olayı o an gören bir sürü insan var, illaki birisi öne çıkacaktır. Kahramanlığı bir başkası mutlaka devralacaktır.

Bu, seyirci yerine sahnenin ortasında siz olduğunuzda değişir. Çünkü büyük tiyatro oyununda artık izleyiciler halinize acımakla yetinir.

Acınası haldeydim ama yine de hiçbir zaman tiyatroyu oynamadım. Bu nedenle de kendime bir kahraman hiç aramadım.

Çiftlikten çıkarken çok sessizdik. Çalı çırpı içindeki böceklerin sesleri dışında bir bizim taş zemine dökülen ayak seslerimiz ekliydi. Kollarımı göğsümün altında birbirine dolamış, Çetin'in arkasından ilerliyordum.

Mürekkep ise hiç konuşmamdaki tedirginlik ile ara ara bana bakıyor ama yine de konuşmuyordu. Büyük arabanın önüne vardığımızda Çetin arabaya bindi.

Arkasından geçtim ve Mürekkep'in yanına oturdum. Boynum hala cayır cayır yanıyordu. Evet sıkmadı ama parmak uçlarının soğukluğu boğazımı yaktı.

"Nereye?" diye sordu Çetin.

"Bizi aldığın yere," dedim başım olumlu sallanırken. Yüzüm bembeyazdı, hissediyordum. "Tufan Bey yurtdışına çıkmamıza izin verdi."

"Harbi mi lan?" dedi Çetin şaşkınlıkla bana bakarken. Hemen sonra ifadesini toparladı ve boğazını temizledi. "Tabii Nergis Hanım. Elbette. Teyit almalıyım kısaca."

Telefonunu kumaş pantolon cebinden çıkarttı ve numarayı tuşladı. "Patronum!" dedi merakla. "Yurt dışına çıkmalarına müsaade... Hah! Tamamdır. Tamam... Tamam." Telefonu kapattı ve şoför koltuğuna başını çevirdi. "Bodrum Havaalanına."

Mürekkep bana bakıyordu, hissettim. Yavaşça yutkundum ama ona bakmadım çünkü ona baktığımda ağlayacaktım. Sinirlerim de bozuktu kafam da atıktı. Belki de bulaştığım bu kanserin onlara sıçramasından korktum.

Tufan'ı bir kanser gibi görmek can sıkıcıydı. Belki de bu aralar Sena'nın iyileşmesine odaklanmaya çalışmaktan ne yaptığımı bilemiyordum. Ne dediğimi ya da. Düşündüğümü. Düşünmekten korktuklarımı.

Yolda ilerlediğimiz sırada Çetin ıslık çalarak bir müzik ritmi tutturmuş; bir yandan telefonuyla ilgileniyordu. Ekran parlaklığı sonda olduğu için tüm o beyaz ışık yüzünü daha da ürkünçleştiriyordu.

"Bana bak," diye fısıldadı Mür. Çetin de duydu ama başını kaldırmadı.

"İzin verdi," dedim yavaşça. "Yani koskoca Tufan Ali Uluhan bir kızın ondan kaçmasından bu kadar mı korkuyor?"

"Tekrarlıyorum. Bu yurt dışı yasağı size özel değil," dedi Çetin ve başını kaldırdı. Gülümsedi. "Sana açık konuşayım. Ben o ettiğin laftan sonra seni öldüreceğini düşündüm. Meltem'e benzerliğinden yırttın bence."

"Meltem kim?" diye sordum.

"Bir dakika bir dakika," dedi Mürekkep kaş çatarken. "Sen Tufan mıdır Poyraz mıdır her neyse-"

Çetin susması için elini ona kaldırdı. "Tufan," dedi yavaşça. "Tufan Ali Uluhan."

"Tamam. Tufan Ali Uluhan'ın bu kızı öldüreceğini düşündün madem, niye getirdin bu kızı buraya?"

Çetin elini boynuna götürdü ve kendi boynunu keser gibi yaptı. "Patronun emirleri kıldan incedir." Bir elini kaldırdı ve sağa sola bir orkestra şefi gibi sallamaya başladı. "La, la, la! Nergis yurt dışına kaçıyor!" dedi ama öyle yavaş ve sessiz mırıldanıyordu ki Mürekkep'in bileğinden tuttum. "Nergis kendini akıllı sanıyor!" dedi aynı tonda. Elini havada duraksattı. "Nergis solmak istiyor!" Durup ceketini düzeltti. Düzeltirken bilerek belindeki simsiyah silahı bize sundu. "La la la! Nergis ölüm istiyor!"

"Beyefendi siz hasta mısınız?" dedi Mürekkep korkuyla ama şaşkınlıkla. "Tam olarak ne yapıyorsunuz şu an?"

Çetin sırıtarak telefonunu eline aldı ve telefonuyla ilgilenmeye döndü. "Canım sıkıldı. Beste yapayım dedim. Sen de aynı benim gibisin he Mürekkep midir Akü müdür nedirse ismin. Bir sizli bizli konuşuyorsun bir senli benli. Aynı benim gibi bir manyaksın."

"Ben kimseyi dolandırmıyorum. Hem madem öyle olduğuna inanıyorsunuz şak diye nasıl verdiniz ki o parayı?" dedim bir çırpıda ama artık gözlerim dolmuştu. Bunu sevmiyordum. Hızla yana doğru kaydım ve camı açmaya çalıştım. "Bu cam nereden açılıyor?"

"Nergis Hanım hava kış mevsimi. İçeride bir şömine yakmadığımız kaldı siz cam mı istiyorsunuz? Hayır sıcak bastıysa iki dakika yana çektireyim," dedi telefonuna bakarken.

"Camı aç," dedim ve öne doğru uzandım. "Şoför Bey! Camı açar mısınız?"

"Fenalık geçiriyor," dedi Çetin şaşkınlıkla bana bakarken. Öyle terlemiştim ki elimi çıkartıp rüzgarı hissetmem gerekiyordu. "Bu yaşta menopoz oluyor mu ya?"

"Rica ediyorum açın," dedim elim boynuma giderken. "Lütfen. Gerçekten iyi değilim."

"Ya açsanıza be!" diye bağırdı Mürekkep ama Çetin ona şaşkınlıkla bakınca hemen boğazını temizledi. "Travması var. Cam açık olmayınca basıyorlar ona."

"Kim basıyor?" dedi Çetin şaşkın şaşkın. "Allah yardım etsin. Travmatik bir durumsa tabii," dedi ve şoföre seslendi. "Aç camı biraz."

Hızla elimi dışarı çıkarttım ve yutkundum. Rüzgar iyi geldi avuç içime. Bu sırada Çetin sırıtarak telefonuna bakıyordu. "Ben sizin gibi üsluplusunu hiç görmedim. İkiniz de. Yemin ederim yürek yemiş gibisiniz."

"Meltem kim?" dedim gözlerimi kapatırken. "Neden ona benzerliğim sayesinde alttan alıyorsunuz beni?"

"Bir zamanlar Viktor adında bir kral varmış. Bu kralın kocaman bir imparatorluğu varmış," dedi Çetin ve ekranını kapatıp bana döndü. Fısıldadı bana bakarken. "Viktor Von Rath. Almanya'nın en pislik mafyası. Tefecilerin en gaddarı."

"Sonra?" dedi Mür merakla.

Çetin geriye yaslandı ve telefonunu tekrar eline aldı. "Sonra Tufan mekana giriş yapıyor. Bu Viktor denen orospu evladı ile bir takım karmaşalar. Birkaç kan dökülmesi. Şimdi düşmanlar," dedi ve başını bize kaldırdı. "Her tefecinin kendi alanı vardır. Bir bölgede birden fazlası olmaz. Hem etik değil hem de kızdırıcı."

"Viktor da sizin bölgenizde tefecilik mi yaptı?" diye sordum.

"Yok biz onun bölgesine gittik," dedi ve sırıttı. Telefonu Mür'e çevirdi. "Baksana bebe keçi korkunca bayılma taklidi yapıyor. Sen seversin hayvan videosu." Durup kaşlarını çattı. "Kurban Bayramı zamanı ağlıyor musun? Ya da sosyal medyada bu bir zulüm diye paylaşım yapıyor musun?"

"Siz mi gittiniz Viktor'un bölgesine? İyi de niye?" dedim dışarı bakarken.

"Pisliğine," dedi. Sonra gözleri yere daldı. "Kral kim göstermek istedik. Kendini lütuf sayanların hepsini bir bir egale ettik. Normalde Muğla'da faaliyet göstermiyorduk. Sırf bu dalyarrak havalandı diye gelip yerinden ettik. Buralarda değil artık. Onun yerinde biz varız."

"Almanya'da mı?" dedim merakla.

"Evet. Olması gereken yerde. Zaten sen ne vasıfla Türkiye'de tefecilik yapıyorsun ki? Git kendi memleketindeki Hanslara falan borç ver, değil mi ama? Böyle böyle Türkçülük kazanacak. Ülke ekonomisini başkalarına kaptırmamak lazım."

"Meltem kim ben hala anlamadım amına koyayım," dedi Mürekkep şaşkınlıkla.

"Neyse," dedi Çetin ve boğazını temizledi. "Çok gereksiz bilgi paylaşma anıma denk geldiniz. Bunları sağda solda anlatmayın." Başını yana çevirdi. "Gelmişiz bile."

Havaalanı girişinde kapı açıldı. Hızla aşağı indim. Çetin de bizle bir indiğinde Mürekkep çoktan bileğimden tutmuş, bizi içeri sokuyordu.

"Peşimizden mi geleceksiniz?" dedi Mür beni çekiştirirken. "Gider misiniz artık?"

"Yok yahu ben sohbetinizi çok sevdim," dedi Çetin bizle bir sakince adımlarken. Boyu öyle uzundu ki, bizim birkaç adımımız onun tek bir adımına denkti. O nedenle o sallanarak yürürken biz koşuşturuyor gibiydik.

"Hangi ülkeye gidiyorsunuz?" dedi arkamızdan ilerlerken. Havaalanından içeri giremezdi çünkü belinde bir silah vardı. Bu nedenle hızla önümüze geçti.

"Gidiş dönüş biletlerinizi kontrol etmem gerekli."

"Allah rızası için bizi rahat bırakın. Bakın biz borcumuzu ödeyeceğiz. Günü geciksin o zaman bizi rahatsız edin olur mu?"

Çetin gülümsüyordu. Kaşları ile Mür'ün bedenini gösterdi. "Bu dövmeleri kime yaptırdın?"

"Ne?" dedi Mür kaş çatarak.

"Hangi usta yaptı bunları?" Yavaşça dudağını büzdü. "Tam buraya, dudağımın içine bir tane yaptırmak istiyorum. Kim yaptıysa bana numarasını verir misin?"

Mürekkep dondu kaldı ama karşımızdaki adamın akıl hastası olduğunu düşünerek daha fazla ona sert çıkmaz istemedi. "Ben yapıyorum," dedi yavaşça.

"Ne?" dedi Çetin şaşkınlıkla. Ellerini hızla kendine tuttu. "Bana da yapar mısın? Borcunuzdan düşerim."

"Haftaya borcumuzu ödemek için döndüğümüzde yaparım istersen."

Çetin dudağı büzülü bir şekilde sırıttı ve başını onaylar salladı. "Çok sevinirim," dedi. Sanırım bizimle taşak geçiyordu. "Ama ben o kadar bekleyemem. Ben de geleyim sizinle. Orada yap bana."

"Allah'ım sabır ver," dedi Mürekkep ve alnını ovdu. "Nergis yürü git Sena'yı al. Sonra geçin siz içeri. Ben ikna edeyim bunu."

"Bu?" dedi başını hafif yana atıp. "İsmim var benim. Çetin. Çetin Uluhan."

"Uluhan?" dedim şaşkınlıkla. Ona bir adım attım. "Patronun soyadı da Uluhan değil mi? Sen onun kardeşi misin? Abine patron mu diyorsun?" Çetin gülümserken gözleri bayıktı.

"Bırak şunu be," dedi Mür sinirle arkasını dönerken. "Manyak bu. Şizofren bence." Durup Çetin'e döndü. "Ayrıca keçi yavrularına oğlak denir. Bebe keçi denmez."

"Öyle mi?" dedi Çetin şirin sesle. "Çok kültürlüsünüz. Ancak dilinize hiç hakim olamıyorsunuz. Dikkat edin, dilinize dövme yapmak isteyen biri yanlışlıkla kesivermesin."

Mür'ün gözleri açılırken bileğimden tuttu ve koşarak havaalanına bizi soktu. "Arkamızdan gelirse çığlık atacağım," dedi sesi titrerken. "Allah'ım!" dedi ve beni tutan elini sıktı. "Kafayı yiyeceğim bunlar ne! Bu nasıl bir insan? Bu bir insan bile değil. Şahin ile acil toplantı yapmamız lazım."

"Yapalım Mürekkep'im. Bak bunlar bizi sikecek bak sana söylüyorum," dedim kafam çalkalanırken. Durup arkamı döndüğümde Çetin havaalanı girişine dikilmiş, elleri önden birleşikti. Ona baktığımı görünce yavaşça el salladı. "Bunun elini de bir yerine sokacağım ama az kaldı," dedim hızla tekrar önüme dönerken.

Giriş kontrolleri sonrası alelacele Sena ve Şahin'in oturduğu kafeye vardık. Şahin bizi gördüğünde hızla ayaklandı. "Ya siz neredesiniz?" dedi sinirle. "Manyak mısınız telefonlarımı niye açmıyorsunuz?"

"Rabb'im Tufan'ın şerrinden sana sığınırım," dedi Mürekkep hızla dua okumaya başlarken. "Yüce Allah aşkına bu parayı geri verelim."

"Ne?" dedi Şahin şaşkınlıkla. "Ne diyorsun oğlum sen? Ne geri vermesi?"

"Verelim," dedi hızla bana dönerken. "Nergis adamları görmedin mi? Bu adamlar bizi bulurlar kızım. Yemin ederim öldürürler bizi. Verelim gitsin."

"Şey," dediğim sırada Şahin lafa atladı.

"Ne diyorsunuz siz?"

"Ya ülke dışına çıkmamız yasakmış normalde ama ben hallettim," dedim ve yutkundum. "Tufan Bey ile iki dakika görüşüp geldim. Kıramadı beni sağ olsun. Çok centilmen ve anlayışlı bir adam."

"Ne demek bu lan?" dedi Şahin. "Ne demek görüştüm? Bana niye söylemediniz oğlum salak mısınız siz?"

"Hemen hallettim işte," dedim yavaşça. Sena biraz berimizde oturuyor, elindeki içeceğin pipeti ile oynuyordu. "Geri veremem parayı."

"Ver Nergis," dedi Mürekkep bana dönerken. "Bak ben herifin yanında artis artis konuştum, korktuğumu anlamasını istemedim. Ama ver."

"Eminim ki korktuğunu anlamıştır," dedim sertçe nefes verip. "Gerçekten hissediyorlar korktuğumuzu. Yemin ederim size."

"Versin," dedi Mürekkep Şahin'e dönüp. "Çiğ çiğ yerler bizi."

"Veremem arkadaşlar," dedim sertçe. "Veremem. Adam beni manipüle etti. Zorla aldırdı parayı. Geri vermek istersem iki yüz bin dolar olarak verebilirim sadece."

"Ebesinin amı!" dedi Şahin bağırarak. Hızla sesini alçalttı. "Bakın orası bambaşka bir ülke. Bu adamların kuralları yok orada. Onların çöplüğü değil orası. Sena'nın hastane masrafları biter bitmez hızla başka ülkeye kaçarız. Oğlum çok paramız var farkında mısınız?"

"Herif bizi vursa illiyet bağı diye mahkemece haklı çıkar. Ne yasası ne koruması?"

Şahin ona doğru eğildi. "Bu herifi senin benim gibiler fonluyor. Evinde oturup pembe dizi izleyenler ablalar mı fonluyor? Elbet adam böyle pisliklere alışıktır. Sıkıntı yapmaz."

"Ne fonlaması adamı dolandırdık amına koyayım!" dedi Mürekkep sinirle. "Bak sana diyorum. Gittim gördüm. Çevresindeki adamları bile böyle manyaksa bu herif bizi öldürür."

"Lan bu herifi sen bulmadın mı!" dedi Şahin öfkeyle. "Sen getirdin lan bu herifin ebesinin amının kaynının evladını! Bizi mi suçluyorsun sen hızını alamamış Arap atları gibi? Senin bu meşkun mahalde anca susup oturman lazım."

"Bunun cürümü bana mı kaldı? Ben ne bileyim böyle manyak olduğunu ulan!" dedi Mürekkep kısıkça bağırarak. Sesler pek yükselmiyordu ama öfkeler artıyordu.

"Tefeci adamlar başımızı mı okşayacaktı geri zekalı?" dedi Şahin sinirle. "Buraya kadar geldik adamlar doğum saatimizi ezberledi nasıl dönelim şimdi?"

"Bilmiyorum polise mi gitsek?" dediğinde artık sinirden gülmüştüm. Güldüm yoksa hıçkırarak ağlayacaktım.

"Ya senin ben kafanı sikeyim," dedi Şahin kahkaha atarak. "Kızım bu kadar korkuyorsan bu işlere girmeyeceksin. Gidip limon satacaksın duydun mu?"

"Adamlar külhanbeyi diyorum sana," dedi Mürekkep korkuyla. "Gördüm diyorum. Adamları gördüm Şahin."

"Mürekkep ne yapalım?" dedi Şahin sinirle. "Ne yapalım o zaman söyle?" Durup Sena'ya baktı.

"Söyle. Onu nasıl kurtaralım?"

Sena pipetiyle oynuyordu. Çocuktu. Masumdu. Hastaydı. Yorgundu.

Sahi, onun için değil mi tüm bu savaşlar? Onun için göze alınmadı mı ölümler?

"Of," dedi Mürekkep sinirle. "İyi yürüyün gidelim. Orada dediğim gibi polise haber veririz. Ya da ne bileyim, koruma talep ederiz."

"Mürekkep istersen sen kal," dedim yavaşça. Gözlerim dolarken hızla omuz silktim. "Benim yüzümden belaya bulaşmayın. Sen de," derken Şahin'e döndüm. "Çetin söyledi zaten. Sizi değil, beni gözetliyorlar. Ben giderim."

"Ya sen ne diyorsun be?" dedi Mürekkep sinirle bana sarılırken. "Biz senin için mi girdik bu toplara? Sena için girdik. Kendi üzerine alınma."

"Doğru diyor," dedi Şahin de sarılmamıza katılırken. "Ağlama sakın."

"Ağlamıyorum," dedim ağlarken. "Ağlamıyorum ama gerçekten ben devamını hallederim. Siz kalın."

"Ya kızım sana ne?" dedi Şahin hızla gözlerimi silerken. "Biz Sena için aldık riskleri. Sana noluyor? Değil mi Mürekkep isimli mankafa?"

"Evet!" dedi Mürekkep hızla gözlerini silerken. "Ben iki korktum falan ama geçti. Zaten oğlak ne onu bile bilmiyor salak herif. Kurban Bayramı falan diyor geri zekalı. Şizofren."

Güldüğüm sırada Şahin anlamsızca bize bakıyordu. "Oğlak ne len?"

"Sen anlamasın," dedi Mür ve yavaşça omzumu sıvadı. "Bensiz olmaz. Ayrıca iki borç aldık çok mu? Bizi bulurlarsa da taksit ile ödeyeceğiz der geçeriz."

"Tabii tabii, hem borç yiğidin kamçısıdır," dedi Şahin de ona katılarak. "Biz böyle bu erkek düşmanı ile dövüşüyoruz falan götümüz tutuştuğu için. İki dakika sonra geçiyor. Anlık yani. Sen üzerine alınma oldu mu Nergis Çiçeğim?"

"Sizi seviyorum," dedim gülerken.

"Tamam git Sena'yı al hadi ağlatma beni," dedi ve beni itekledi.

"İyi," dedim hızla Sena'yı kucaklarken. Uykulu bir şekilde başını omzuma yasladı. Alelacele uçağın girişine vardık.

"Gideceğimiz yeri de bulabilirler mi?" diye sordum, uçak sırasındayken.

"Bulurlar," dedi Şahin ve dizüstü bilgisayarını açtı. "Havalimanı şirketindeki veritabanlarda ablak gibi ismimiz var. Sileceğim ama şimdi."

"Havayolu şirketini mi hackliyorsun?" dedi Mür yanına otururken. "Bir sıkıntı çıkmasın uçağa bindiğimizde?"

"Biletlerimiz var sıkıntı olmaz," dedi bilgisayara bakarken. "Tamamdır," dedi geriye yaslanıp. "Artık onların en iyi hackerı gelse bile gittiğimiz ülkeyi bulamaz."

"Oh şükür," dedim otururken. Sağda solda turistler vardı. Kendi ülkelerine dönüyorlardı. Sena ise kucağımda uyuyordu.

Uçağa alımlar başlayınca ayaklandık. Alelacele içeri girdik. Üçlü koltuklar vardı. Ben Sena ile yan yana oturdum. Şahin ve Mürekkep ise bir ön sıramızdalardı.

"Abla ben cam kenarı istiyorum," dedi Sena esnerken. "Bulutların arasından geçeceğim."

"Ablacığım orası bizim değil ki," dedim elimdeki koltuk sıralarını okuduğum sırada. "Olmaz bebeğim."

"Belki yanımız boştur," dedi ve oraya oturdu. "Abla lütfen. Ben camdan bakmak istiyorum."

"Rica ederiz geldiğinde," dedim Sena'nın yanındaki koltuğa otururken. "Belki insaflı biri çıkarsa kabul eder. Ama etmezse üzülmeyeceksin çünkü orası bizim değil."

"Tamam," dedi heyecanla. "Tabletimi versene. Oyun oynayacağım."

"Dışarı izle," dedim. Yutkundum ve Sena'nın kemerini kontrol edip geriye yaslandım. Gözlerimi kaparken düşünüyordum. Ülkeden kaçıyorduk. Gideceğimiz yer meçhuldü. Oradan dönmeyecektik ve Sena iyileşecekti. Yedi yedi yedi.

"Aldım kabul ettim öyle de oldu," dedim yavaşça. "Allah'ım bize yardım et. Sena'yı bana bağışla."

"Ne diyor o be?" dedi Şahin önden bize dönerken. Sena'ya dil çıkarttığında Sena kıkırdadı.

"Dua ediyor," dedi gülerken. "Deli ya!"

"He senin ablan manyak! Kaçık!" dedi Şahin ve tekrar yerine oturdu. "Sena korkarsan ablanı cimcikle!"

"Ben korkmam ki!" dedi heyecanla. "Uçaklar çok yüksekten uçuyor! Hem de çok hızlı! Ama ben asla korkmam!"

"Aslanım!" dedi önden bağırarak. "Korkmaz benim güçlü savaşçım!"

Yanıma biri oturduğunda hızla boğazımı temizledim ve gözlerimi açtım. "Çok özür dileriz, kardeşim cam kenarında oturmak istedi ama eğer rahatsızsanız hemen yer değ-"

Durdum.

Seyirci Etkisi neydi? Tonlarca insanın izlediği bir vahşette bir diğerinin öne atılacağını düşünüp susmaktı.

Peki ya sahnedekiler? Seyircilerden medet uman mağdurlardı.

"Sorun yok," dedi yavaşça. Geriye yaslandı ve gülümsedi. "Çocukları üzmeyelim. Kırmayalım."

Şimdiye dek ben hep izledim. Çünkü benim yerime öne atlayanlar vardı. Ama artık onların da sesi çıkmadı. Göz göre göre ölüme gittik. Gıkımız çıkmadı. Çünkü cellatlar ve mağdurlar aynı çatı altındaydı.

Hey sen,

Bu hikayede Seyirci Etkisi sensin.

İzleyeceksin. Göreceksin. Okuyacaksın.

Ama müdahale edemeyeceksin.