Ceylin Petrikor

1. BÖLÜM : KÜÇÜK BURJUVALAR

Bölüm 1 / 22

1. BÖLÜM : KÜÇÜK BURJUVALAR

Günler önce...

Herkesin bir fiyatı vardı. Bazıları bu fiyatı sonsuza kadar gizledi. Ahlak yargılarının arasından yükselen o kadim ses bana böyle söyledi. O kadim ses benim akıl hocam, yoldaşım ve öğretmenim. Hayatımın ta kendisi.

Vicdanımdan bahsediyorum. Bazen vicdanımla kavgamda istemeden yüksek sesle konuşurdum ve bu çevremi endişeye düşürürdü ama umursamazdım. Vicdanımın da duyulmaya, dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Ayak topuklarım Arnavut kaldırıma her çarptığında çıkan o ritimde elimde tuttuğum telefon biraz sarsılıyordu.

"Abla," dedi Sena görüntülü sohbetin karşı tarafından. Sertçe öksürdü. Telefonu tezgaha koydu ve tencereye uzandı. "İçtim ilaçlarımı. Salçalı makarna yiyeceğim şimdi. Mürekkep abla en güzel vegan yemeği salçalı makarna, dedi."

"Afiyet olsun bebeğim, çok bohemsin. Vegan beslenmek de önemli tabii," dedim. Bodrum'um sokak lambalarının sarı loş süzmeleri sırasıyla yüzüme vuruyordu yürürken. "Pembe pijamalarını mı giydin? Çok yakışmış."

"Evet sen de geldiğinde kendininkini giyersin ve takım oluruz," dedi boğazını temizlerken. Çok sık öksürdüğü için boğazları acırdı.

"Çok yakışmış bal kızım," dedim sırıtırken. "Nasıl oldun? İyi misin?"

"Biraz başım döndü ama iyiyim. Sen ne zaman geleceksin? Bu saatlerde çalışıyorsun diye ben çok üzülüyorum. Yorulmuyor musun?" diye sordu ve kaseye makarna doldurup odasına ilerlemeye başladı.

"Sen böyle güzel bakınca yorgunluğum gidiyor bebeğim. Çalışmak hiç yorucu değil. Sensizlik üzücü bir tek. Sen uyumuş olursun ben işten döndüğümde," derken cümlem duruldu ve kadraja Mürekkep girdiğinde el salladım. "Hayvan hakları protestosu nasıldı?"

"Akyaka'da bir site önündeki kedi mamalarına zehir katan dayıyı dövdüm," dedi Mürekkep sırıtırken. "Polis gelmeseydi yavşağa o zehirleri ellerimle içirecektim ama sıkıntı yok be çiçeğim, herifin yeri sanı belli."

Mürekkep yirmilerinin ortasında genç bir kadındı. Canı sıkıldıkça kendine dövme yapardı. Saçları kısa, görüntüsü ve sesi feminenlikten uzaktı. Bol kıyafetler giyer, bol küfürler ederdi.

Sena'yı evde tek bırakamadığım zamanlarda Mürekkep hep yardıma koşan bir dosttu. Zaten aynı semtin çocuklarıydık.

"Abla," dedi Sena merakla, Mürekkep salona geçerken. Ekrana bakarken iç çekti. "Bana peruk alacak mıyız?"

Gözlerim bir an kadrajdan çıktı ve yola baktım. Muğla'nın renkli evleri karanlıkta bile ayırt ediliyordu. Hemen sonra gülümsedim. "Alacağız tabii ki. Ama sen peruksuz da çok güzelsin."

"Eski okulumdakiler biraz dalga geçiyor," dedi ve alt dudağını büzerek makarnasına çatal daldırdı. Yanağı dolu konuştu. Sesi boğuk çıktı. "Bir video paylaştım Tiktok'ta ama eski sınıftaki kızlar saçım yok diye dalga geçti. Ben de videoyu sildim."

"Hangileri ablacığım?" dedim ona odaklanarak. Adımlarım durdu. "İsimleri ne onların?"

"Sakura ve Periliçe."

Sena'nın yanıtı ile kaşlarım çatıldı ve yürümeye devam ettim. "Kızların isimleri mi bunlar? Kullanıcı adı mı gerçek isimleri mi?"

"Gerçek isimleri," diye mırıldandı gülerek. "Çok komik değil mi abla?"

"Bu ebeveynlerin isim tufanı," dedim sinirim bozuk gülerken. "Çocuklara farklı isim vereceğiz diye iyice siktiriboktan şeyler yapıyorlar. Keşke senin adını da Börülcesu falan koysaymış bizimkiler."

Sena hızla elleriyle ağzını kapattı. "Ne dediğini duydum! diye bağırdı. "Küfür ettiğini Şahin abime söyleyeceğim!"

"Aman git selamımı da söyle," dedim ve hedefime vardım. "Kapatıyorum bebeğim. Sabah okul için kaldırırım seni. Mürekkep'in sözünden çıkma."

"İyi geceler."

Bodrum'un karanlık bir ara sokağındaki küçük lokale vardım. Camlardan hafif bir deniz manzarası gözüküyordu. Burası çiçek açmış nergislerin solduğu bir mekandı.

Kapıyı itip içeri girdim. Etraf sigara dumanı; arka fonda lokal şarkılar çalıyordu. Bar taburesine oturdum ve sipariş verdim.

Elimdeki buzlu Malibu kokteylinin pipeti ile oynarken yanımdaki adamın beni hapis edişlerini dinlemeye aldım.

Pipeti dudaklarıma götürdüm. Dakikalardır yan yanaydık. O da suratsızlığımdan sıkılmıştı. Farkındaydım.

Konu açmak için cebelleşiyordu. "Biliyor musun Duru? Seninleyken kendimi genç hissediyorum."

Ona çevirdim başımı. Kırklarının sonunda, evli ve tedirgindi. Kravatı gevşemiş, saçları düzgün ama gözleri suçlarla kırışıktı.

"Gençlik hissi pahalıdır," dedim tekrar önüme dönerken. Varla yok sırıttım. "Çoğu kişi bu bedeli ödemekten korkar."

Ne dediğimi pek anlamadı ama başını onaylar salladı. Önüne dönüp viski bardağını tepeden tuttu. "Eşim Hatice," dedi yavaşça. "Kız kardeşi ile kalıyor. Anneleri öldüğünden beridir birbirlerine kenetlendiler. Normalde iki kız kardeş, kediyle köpek misali dövüşürler."

Murat ile burada buluşmayı ben istedim. Onun tanıdık tüm o zengin cemiyetinin uğramayacağı, Muğla'nın hor görülen bir kenar mahallesiydi burası aslında. Pipetimi dudaklarımın arasına koymadan hemen önce, "Hatice güzel mi?" diye sordum.

Bar tezgahına bakıyordu ama gözlerinin önünde eşi belirdi sanki. "Yaşı gençken güzeldi. Pek bir numarası kalmadı artık. Kırk küsür yaşına geldi. Senin gibi..." dedi ve kısaca bana döndü. "...senin gibi yirmilerindeki genç kızlar ile mukayese edilemez."

Dudaklarımı pipetten çektim ve yutkunarak gülümsedim. Aç bir köpek gibi istiyordu beni. Daha doğrusu bedenimi. Bunun farkındaydım çünkü bunu bakışları ile oldukça belli ediyordu.

"Yaşlandığımda beni de mi istemeyeceksin?" diye sordum alt dudağımı büzerek. "Oysa ben sonsuz bir aşk yaşayacağımızı düşlerdim Murat."

Dudaklarımdan dökülen kelimeler onu tedirgin etti. "Olur mu hiç?" dedi telaşla.

Omuz silktim. "Bu gece senin o şatafatlı yatında kalalım diyecektim ancak beni öfkelendirdin."

Onun sabrının zorlandığını fark ettim. Haftalardır konuşuyorduk ama bir türlü bana dokunamadı. Hiç izin vermedim.

Ağzını araladı ama devam edeceği sırada aynı anda telefonlarımıza gelen mesaj ile birbirimize baktık. Anlamlandıramadık. Çantamdan ekranı parlayan telefonumu çıkarttığım sırada Murat da tezgahtaki telefonunu eline aldı.

Bilinmeyen : Görüntü

Bilinmeyen : Elli bin lira.

Bilinmeyen : Yoksa tüm ülkeye bu kepazeliğinizi yayarım.

Bilinmeyen : Paypal bilgilerimi iletiyorum.

Bilinmeyen : Saygılarımla.

Bilinmeyen : Küçük Burjuvalar Ajans 🥹❤️

"Murat?" dedim nefes nefese ekranıma bakarken. "Ne bu ya? Şaka mı bu? Komik mi bu şimdi!"

Murat şaşkınlıkla telefonuna bakıyordu. Onun iki katlı jetinde bir görselimiz vardı. Bir başka tekneden çekilmişti görsel. Magazinciler olmalıydı. Uzaktan Murat ile elimizdeki şampanyayı içiyorduk. Mayolarımız vardı.

"Allah kahretsin," dedi Murat telaşla ayaklanırken. "Ne yapacağım ben şimdi? Koskoca iş adamı yatlarda kadınlarla içiyor! Habere bak! Hatice öldürür beni!"

Elim ayağım titredi. Murat ile sosyal medyada tanışmıştık ve şimdi yüzümü onlarca insanın ve en önemlisi Hatice'nin gözlerinin önüne sereceklerdi.

"Ne hakla?" dedim korkuyla. Hızla Murat'a döndüm ve ondan yardım dilendim. "Murat durdur şu herifi valla çıldıracağım şimdi!"

Murat mesaj gelen numarayı tuşladı ama telefonu kimse açmadı. Gömlek yakasını gevşetti ve sinirle nefes verdi. "Tamam Duru, sakin ol Allah aşkına bekle!"

Murat : Bu yaptığınız bir suç.

Bilinmeyen : 60 bin lira.

Murat : Sizi şikayet edeceğim.

Bilinmeyen : 70 bin.

Murat : Yapma kardeşim. Erkek adamsın. Halden anla.

Bilinmeyen : 80.

Murat : Yayınlamayacağını ne bileceğim?

Bilinmeyen : 90.

"Of!" diye bağırdı. Kıpkırmızı olmuştu.

"Murat lütfen yolla," dedim korkuyla alt dudağımı ısırarak. "Beni ele güne rezil edeceksin. Karınla uğraşamam. Hem ben gencecik bir kızım. Tüm ülkeye rezil olurum eğer sosyal medyaya düşerse bu görsel! Rica ediyorum hallet şu işi." Üst üste sıraladım.

Murat başını onaylar salladı. Alnından lapa lapa ter akıyordu. Yutkunduğunda adem elması oynadı. Bar taburesine oturdu ve titreyen elleri ile banka hesabına giriş yaptı.

"Tamam. Yollayayım da sussun. Orospu çocuğu..."

Murat : Yolladım.

Murat : Silin görselleri.

Paralar gönderildi ve fotoğraf silindi. Hep bu kadar ucuz olurdu zaten insan ilişkileri.

Bilinmeyen : Sizinle çalışmak bir zevkti.

Bilinmeyen : Küçük Burjuvalar Ajans sevgilerini sunar.

Bilinmeyen : 🥹❤️

"Ben bir Hatice'ye bakayım. İyi akşamlar Duru. Haberleşiriz."

Murat bana selam verip korkuyla çıktı mekandan. Ne bir libidosu ne de korkusunu yenecek bir gücü vardı. Yandaki bir adam onun kalktığı tabureye oturdu ve kendine bir içki söyledi.

Ekranına bakıp kahkaha attı. "Amına koyduğumun abazası nasıl da şak diye yolladı?"

"Çok ucuz," dedim yeni sardığım tütün sigarasını yakarken. "İnsanların birbirlerine biçtiği fiyatlar bu kadar ucuz olmamalı."

"Nergis Çiçeğim farkındaysan onar onar arttırdım. Bir dahakine dolar kurundan isterim parayı," dedi Şahin ve önümdeki wasabi soslu bezelye tabağını kendi önüne çekti.

"Karısına fotoğrafı yine de yollayayım mı? Nasıl götleri tutuşunca direkt para atıyorlar ama? Bu salak herifler koskoca şirketleri yönetiyorlar ona hayret ediyorum."

"Yolla karısına tabii ki," dedim ve kısaca alnımı ovdum. "İğrenç bu herifler. Sonra neden evlenmiyorsun diye üzerime geliyorsunuz Şahin. Baksana şunlara? Karısı annesinin ölümü ile yas tutarken bu gelmiş burada bana karım yaşlandı martavalları okuyor."

Şahin içkisini başına dikti. "Bu evli adamları böyle dolandırmaya bayılıyorum amına koyayım. Hele parayı aldıktan sonra yine de karılarına ifşalamamız muhabbeti bana fenasal zevk veriyor."

"Kiminle oyun oynadığını bilmeyen herkes," dedim içkimi bitirip kendime yeni bir içki söylerken. "Kendi oyununda boğulur."

Biz boğardık genelde. Şahin ve ben. Çevremizdekiler bize dolandırıcı derdi ama biz kurnazlar, dinsizlerin hakkından gelen imansızlar derdik kendimize. Koskoca, zengin ve güçlü adamları hedef alırdık hep. Çünkü onlar tereddüt etmeden verirdi paraları bize.

Çünkü onlar birinin onları alt etmesini ihtimal bile saymazdı. Ceplerindeki paralar ile kendilerini hep oyunun sahibi sanırlardı.

Şahin üfledi, gözleri dumanın arasından bana baktı. "Bu geceki gibi on tane daha iş yapsak para birkaç aya hazır. Yarın bir dede ile buluşacaksın. Ben fotoğraflarınızı ağaca tırmanıp çekeceğim. Adam yetmişlerinde. Büyük bir çikolata şirketi sahibi. En az elli bin dolar koparırız."

"Of! Bıktım bu evli adamlardan. Tamam kadınlar kocalarının ne bok olduğunu öğreniyor ama ben bu pis adamlarla oturup muhabbet etmek zorunda kalıyorum."

"Ne yapalım Nergis Çiçeğim?" diye sordu sitemle karışık. "Nasıl bulacağız o kadar parayı başka türlü? Evli adamları dolandırmayacaksak gidip tefecilerden para alıp ülke mi değiştirelim?"

"İyi fikir," dediğimde Şahin kahkaha attı. "Araştır ülkenin en güçlü tefecilerini, Şahin."

"Onlar şakaya gelmez, götümüzü sikerler."

"Biz de şaka yapmayız," dedim ağır ağır. "Bu para bir an önce toplanacak ve ben bu pis adamlarla oturup kalkmak istemiyorum artık. Sana hava hoş. İki fotoğraf çekip geçiyorsun. Tüm o sikik muhabbetleri ben dinliyorum. Yok karım şöyle, yok işler şöyle..."

"Yeni mi zül saydın?" dedi sinirle. "Hayır. Tefeci adamlara bulaşmayacağız. Onlara gücümüz yetmez. Elimizdeki paradan da oluruz sonra. En kötü benim topuğuma sıkarlar ve biliyorsun ki ben kandan korkarım kardeşim."

"Ne olur ki?" dedim gözlerim dalmış bir şekilde. "Tefeciden para alıp kaçsam ne olur?"

"Seni bulur."

Parası olanlar güce alışkındı, biz açlığa. Ama aç olan en gözü kör olandı. Ve gözü körler her zaman kazanırdı. Severdim insalarla oynamayı ama kendi dediğim kendi canımı yaktı.

"Şahin. Ülkenin en eli bol tefecisini bul." İçkimi bitirip ayaklandım. "Haberleşiriz."

Evli adamları önceden araştırırdım ve uzun bir süre sosyal medyadan güvenlerini kazanırdım. Ama bu sefer, bu sefer çok farklıydı.

İlk defa bir adamdan para alıp kaçacaktım. Kendi dediğim bana vardı. Kiminle oynadığımı bilmediğim bir oyunda, yenilgiye bırakılacaktım.

-BÖLÜM SONU-